Arsiv 'Risale-i Nur' Category

Tireli Nihat Ağabey İle Anım

Tireli Nihat Ağabey İle Anım

Tireli Nihat Ağabey Trakya’da bir Nur Dershanesi’ne gelmişti. Ramazan ayıydı. Sene 2005′ti yanlış hatırlamıyorsam. Dersini dinledik, ertesi gün öğlene doğru kalktı.

Ben de hafız olduğumdan dolayı, benimle hususi ilgilendi. O zaman İnş. Müh. 3. sınıftaydım. Bana dedi ki, “vücudunun zekâtını ver, hizmette en azından bir sene kal, hizmet et!” (Gaflet öyle bir şeydir ki, bu mübarek adam bana onu söylemesinden 1-2 ay sonra, dershaneden ayrıldım). Ayrıca, Çanakkale’ye gideceğim, benimle gelir misin dedi. Ben de finallerimin olduğunu söyledim ve gelememiştim.

Nihat Ağabey’in dersleri çok ateşli geçerdi. Vahdaniyet, uluhiyet, rububiyet, ehadiyet ardı arkasına sayardı. Şu an ki profesörlerin yanında bir kelime edemeyeceğinden eminim.

O Ramazan gecesi, gecenin 3′ünde Nihat Ağabey baktık ki kalkmış. Odasını gözetledik mübarek zatın. Bir de ne görelim, Nihat Ağabey, gecenin üçünde İşarat-ül Îcaz okumak için kalkmış. Fesubhanellah çektik. Böyle bir İslam kahramanının önünde saygıyla eğiliyorum. Ayrıca, o akşam ki derstte, “Şimdiki gazetelerde ne var, başta siyaset, ortada cinayet, sonda rezalet” cümlesi bizi güldürmüştü.

Anladığıma göre; Nihat Ağabey, zamanında Tirespor Kulübü başkanlığı yapmış. Ama her nedense, vergi kaçırmak veya başka bir nedenle içeri atılmış (şefkat tokadı). O zamanlar zannedersem Risaleler’i iyi bilmesine rağmen gaflete dalmış ki, öyle bir işin başkanlığını yapmış. İçerde ise, bir anısı var. Mahkumlar arasında bazı konuşmalar geçmiş. Herkes bir şeyler demiş. Bir soru üzerine Risale-i Nur’dan muknî cevaplar verdikten sonra, mahkûmlardan biri Nihat Ağabey’e, “ben de sizin bulunduğunuz tarikata intisap etmek istiyorum” demiş. Nihat Ağabey’de Nurculuk’un hakikatını ona anlatmış. Nihat Ağabey’in hapis süresi bitince, Sungur Ağabey onu kapıda karşılamış. Sonra o zamandan 75 yaşına kadar şehir şehir dolaşmış. Gezmedik, ilçe-belde kalmamış. Her tarafta Nurlar’ı anlatmış. Mertebe-i tevhidi aynelyakin, ilmelyakîn, hatta hakkalyakîn bir şekilde müşahaede ederek -Allahu âlem- bir velayet-i kübra olarak öbür tarafa uçmak kolay olmamış. Azami ihlas, azami uhuvvet, azami sabır, azami tesanüd Nihat Ağabey’i 75 yaşında bile iman hizmeti yapmayı bıraktırmamış.

Varsa, Allah’u Teâla Hz., o mübarek zatın günahlarını affetsin. Ağabeyimizle, Resul-u Ekrem Efendimiz’in havz-ı kevserinin önünde, o mübarek sancağı altında tüm Resul-u Ekrem Efendimiz, peygamberler, sahabe efendilerimiz, Üstadlar’ın Üstadı Bediuzzaman Said Nursî Hazretleri, rahmetli Hulusi, Hüsrev, Sabri, Hafız Ali, Hafız Tevfik, Tahirî, Zübeyir, Ahmet-Mehmet-Hasan Feyzi, Ceylan, Mehmet Emin Ağabey ve sayamadığım nice Nur Talebeleri ile birlikte buluşmayı cümlemize nasip eylesin.

Haşiye: Tireli Nihat Ağabey, zannederem Ekim 2007′de vefat etmiş. Onun vefat ettiğini -gafletimden dolayı- derslere gidemediğimden zamanında öğrenememişim ve bugün yani 7 Ağustos 2008′de öğrenebildim. Birazcık abuk subuk cümleler varsa, hakkınızı helal edin.

Sadece Üstad Bediuzzaman’ın fikirlerinden bahsetmek

Sadece Üstad Bediuzzaman’ın fikirlerinden bahsetmek

Yaşım 24. Yaklaşık 5 sene oldu, Risale-i Nur’u tanıyalı. Ve o zamandan beri, başka bir eser veya kitap okumak bana çok eziyetli geliyor. Hatta, Risale okumayı bıraktığım zamanlar bile, başka eserler bana çok kof geliyor. Öyle ki, biriyle İslami muhabbete başladığımız zaman; önceleri, Üstad Bediuzzaman şöyle der, şu şekilde söyler vs. diye konuşurdum.

Bir gün, çalıştığım işyerinde İTÜ mezunu tecrübeli bir makina mühendisi vardı. Ona, Ahmet Ağabey derdim. O da araştırmayı çok seven ve mesleğini mükemmel hazmetmiş bir insandı. Öğle aralarında ve diğer boş zamanlarımızda, İslam hakkında uzun sohbetler yapardık. Bir gün bana, “Ya, sen sürekli Üstad Üstad diyorsun, başka bir şey bilmez misin?” demişti. Ben biraz alınmıştım. O zaman cevapta vermemiştim. O konuşma öyle bitmişti. Daha sonra kendi kendime ben bütün bilgimi Üstad’dan öğrendim. Tabii ki de onun sözlerinden bahsedeceğim. Onun sözleri füzuli, İslam dışı sözler değil ki, tamamen Kur’an-ı Kerim’in en mükemmel bir tefsiri olan Risale-i Nur’un sözleri.

O zamandan sonraki sohbetlerimizde, yine Risale-i Nur’da ki meseleleri anlattım. Ancak, bu sefer pek fazla isim vermeden anlattım.

Bu konuyla alakalı olarak, Erzurum’da ki Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi’nin Hatıratı’nda, onun Erzurum’da eski Süleymaniye Medresesi Dersiamlarından Oflu Hacı Dursun Efendi ile bir sohbetini okudum. Hacı Dursun Efendi, Kırkıncı Hoca’ya bir çok sorular soruyor. Bir tanesi de, aynen şu şekilde;

“Yine kendisiyle bir başka sohbetimizde, “Burada kaldığım birkaç gündür dikkat ediyorum. Sadece Üstad’dan bahsediyorsunuz. “Üstad” diyorsunuz, başka bir şey demiyorsunuz. Malumdur ki, herhangi bir şeyde ifrat da zararlıdır. Bu durum endişe verici değil mi?” dedi. Ben de, “Efendim, Üstad’ımız her şeyin ölçüsünü Risale-i Nur’da vermiş. Allah’a muhabbetin, peygambere muhabbetin, sahabeye muhabbetin, evliyaya muhabbetin ölçülerini anlatmış. Bizim Üstad’ı sevmemiz ve ona muhabbet etmemiz de, başta Allah ve peygamber sevgisini kalplerimize yerleştirmesinden dolayıdır.” dedim ve Peygamberimize ait, 19. Söz, 11. Lema, 19. Mektub gibi Risale-i Nur’dan bir çok yeri okudum. Sonunda, “Şimdi o endişe benden gitti. Nurların derslerini okumayan, dinlemeyen “Ben Bediuzzaman’ı tanıyorum” demesin. Bediuzzaman’ı tanımak, görmekle olmuyormuş” dedi.”

Ben bu örnekten anladım ki, sürekli Üstad’ın isminden bahsetmekte, hiç bir beis yoktur. Çünkü, başka yerlerde öğrendiğimin binler katını, çok kısa zamanda Risale-i Nur’da buldum.

Zülkarneyn kimdir? Sedd-i Zülkarneyn nedir?

Zülkarneyn kimdir? Sedd-i Zülkarneyn nedir?

Zülkarneyn, Kur’an’da adı geçen ve peygamberliğinde ihtilaf bulunan, üç zattan biridir. Ben, sedd-i Zülkarneyn gibi meselelere çok meraklı olduğum için, Zülkarneyn ve sedd-i Zülkarneyn’le ilgili epey araştırma yapmıştım. Ancak, en somut cevapları, kesinlikle Risale-i Nur’da buldum. Risale-i Nur, bazı noktalarda, tarihteki yanlışları bile apaçık gözler önüne seriyor. Şimdi, Risale-i Nur’da bu konuyla alakalı anladığım şeyleri, sadece tekrarlama amacıyla yazacağım:

- Zülkarneyn, bir Yemen padişahıdır.

- Zülkarneyn, Hz. İbrahim zamanında yaşamıştır.

- Zülkarneyn, Hz. Hızır’dan ders almıştır.

- Zülkarneyn, bazı tarih kitaplarında yer aldığı gibi, İskender-i Rumi değildir. Çünkü, İskender-i Rumi, milattan üçyüz sene evvel yaşamış ve Aristo’dan ders almış.

- Zülkarneyn’in, İskender-i Kebir (yani tarih kitaplarımızdaki adıyla Büyük iskender) olma ihtimali büyüktür.

- Çin Seddi’ni, bu Büyük İskender olan, Zülkarneyn inşa ettirmiştir.

- Kur’an’da geçen, sedd-i Zülkarneyn’den kasıt, Çin Seddi’dir.

- Çin Seddi’nin kurulma sebebi, zalim kavimlerle mazlum kavimler arasındaki, bir set çekip, mazlumları zalimlerden kurtarmaktır.- – Bazı Zülkarneyn gibi büyük zatlar da, Küre-i Arz’daki bazı yerlere, Çin Seddi’nin amacına uygun bazı setler inşa etmişlerdir. Ancak bu setler, zamanın ilerlemesiyle (muhtemelen; toprak kayması, deprem vs gibi nedenlerle), dağ şeklini almış. Bu nedenle kaybolmuş.

- Aynı şekilde, Kafkas Dağları’nda Derbent denen mevkiide, çapulcu Tatarlar’ın hücumundan kurtulmak için, eski İran padişahları da setler yapmışlardır.

- Ye’cüc ve Me’cüc, alem-i beşeriyeti defalarca perişan eden, MANÇUR ve MOĞOL kavimleridir.

- Bu iki kavim, Himalaya sıra dağlarının arkasından çıkan vahşi kavimlerdir.

- Himalaya dağ silsilelerinde, bu Mançur ve Moğol kavimlerinin, Çin ve Hint’deki mazlum kavimlere olan vahşetini durdurmak için, Çin Seddi yapılmış olsa gerek.

Bediuzzaman, Zülkarneyn’i pek peygamber gibi tanıtmıyor. Ancak, çok net bir şey de söylemiyor. Fakat, Risale-i Nur’da, Zülkarneyn gibi bazı zatların nübüvvetkarane irşadatlarıyla, yeryüzünde bazı sedler yapılmıştır cümlesinde, nübüvvetkarane irşadattan bahsediliyor. Bu, Hz. Zülkarneyn’e, AS sıfatını getirebilmemiz için yeterli bence.
Bu konuyu daha yi anlamak için, Bediuzzaman Said Nursi Hz.’nin Risale-i Nur adlı eserlerine başvurun.

Karabüklü Süleyman Ağabey

Karabüklü Süleyman Ağabey

Karabük Dersanesi’ne kardeşlerle birlikte gitmiştik. İkindi vaktiydi. Herkesle tokalaştık, oturduk. Kişisel olarak Risale-i Nur okumaya başladık. O hafta sonu zannedersem Mustafa Sungur Ağabey, Karabük’e gelecekti. Biz de bu nedenle, Karabük’teydik. Daha sonra içeri, biraz resmi kıyafetli, iri-yarı Süleyman adında, tuhaf yüzlü bir ağabey girdi. Altmış-altmış beş yaşlarında, bir ağabeydi. Bize tek tek hoşgeldiniz dedi. Süleyman Ağabey, bana o kadar olgun bir hoşgeldiniz demişti ki, o hoşgeldiniz demesinin içindeki samimiyeti, şimdi bile unutamam, hala gözümün önündedir. Daha sonra, Süleyman Ağabey’in Üstad Bediuzzaman’ın talebelerinden olduğunu öğrendim. Karabük’e yaklaşık bir sene sonra, bir kere daha gitmiştik. Zannedersem, dersane açılışıydı ve 2002 senesiydi. İçeri girdikten sonra, Süleyman Ağabey’i koltukta otururken gördüm. Hemen orada Süleyman Ağabey’le görüştüm. Ancak çok şaşırmıştım. O iri-yarı, pehlivan görünümlü Süleyman Ağabey gitmiş, adeta yerine, çökmüş ve çok zayıflamış başka bir Süleyman Ağabey gelmişti. Ama çok da nurlanmıştı. Bembeyaz vaziyeti, hala gözümün önündedir. Daha sonra, Süleyman Ağabey’in felç olduğunu duyunca çok çok üzülmüştüm. Dersler yapıldı. Veda vakti geldi. Ben, Süleyman Ağabey’in yanına vedalaşmaya gittim. Allah’a ısmarladık dedim. O da bir şeyler dedi, ancak şu anda aklımda değil. Süleman Ağabey’e sarılma niyetiyle yüzümü ve omuzumu götürdüm. Hafiften sarıldık. O sırada, Süleyman Ağabey, yüzzümü, başımı ve boynumu adeta sıvazladı. Bir şeyler dedi. O hareketinden çok etkilenmiştim. Adeta ben ayrılıyorum demişti de, ben anlamamıştım. Üç ay sonra, Süleyman Ağabey’in vefat haberini öğrenince, gerçekten çok şaşırmış ve üzülmüştüm. Allah gani gani rahmet eylesin.




Son Eklenenler

RSS

Kategoriler



Veri Tabanları



Arsiv








website counter