Archive for August, 2007



Abdullah Gül Yeni Cumhurbaşkanı

Abdullah Gül Yeni Cumhurbaşkanı

Yeni cumhurbaşkanımız Abdullah Gül oldu!

Futbol takip eden biriyseniz, unutmamışsınızdır. Leeds-Galatasaray maçı vardır. İstanbul’daki ilk maç öncesinde 2 İngiliz’in taÅŸkınlıklarından dolayı, bir taksi ÅŸoförü tarafından öldürülmelerinin ardından, maçın rövanşı için İngilizler yapmadıkları namertliÄŸi bırakmamışlardır. Bu arada ilk maçı da, Galatasaray 2-0 alır. Sonra baÅŸlar yaygaralar:

- Galatasaray kupalardan ihraç edilsin.
- İlk maç iptal olmalı.
- VahÅŸi Türkler şöyle yaptılar, böyle kestiler… (Barbar Türkler vs.)
- Leeds’de onları çimlere gömeceÄŸiz.
- Sağ çıkarmayacağız.
- Çıkışta hepiniz öleceksiniz.
- Türkler belarlarını bulacaklar.
- Bunlar Avrupa BirliÄŸi’ne mi girecekler?

Maç günü gelir. Galatasaray yine usta forveti Hakan ve Hagi’nin golleriyle iÅŸi bitirir. Maçı sunan spiker Ercan Taner, maçın son saniyelerinde haklı olarak ÅŸunları der, “Tam 15 gün ortalığı ayaÄŸa kaldırdılar. Hem basın, hem medya, hem Leeds United klübü. Ama 90 dakikada tükendiler ve bittiler. Artık hiç bir ÅŸeyin önemi kalmadı”

Leeds&Galatasaray maçına karşılık Abdullah Gül&Askeriye, CHP, YÖK, onlarca yazılı, görsel medya organı, rektörler, Danıştay, Yargıtay vs.! Sonuçta bittiler ve tükendiler.

Bunun örneÄŸi Özal’ın seçiminde de olmuÅŸtu. Sorun ne biliyor musunuz? Sorun baÅŸ örtüsü olabilir. Ancak o da tam deÄŸil. Sorun, bu iki insanın ikisinin de samimî dindar olmaları!

Yani, beÅŸ vakit namaz kılan, Allah’a her gün boyu eÄŸip, secde eden adamdan bir ÅŸey olmaz. Ama, Demirel gibi lâik olursan, 200 oy bile yeter! Buna peeh derim ve Hasan Sağındık Reis’ın Adamlar adlı eseriyle karşılık veririm.

Morallendim. Moralim daha fazla arttı. Seçimden sonra, yazın bunaltısına karşı, hem mübarek kandil günü ve gecesi, mü’min kulların dualarını kabul eden, en küçük bir mikrobun bile ihtiyacına cevap veren Alemlerin Rabbi’nin rahmetini tecessüm ederek vermiÅŸ olduÄŸu yaÄŸmur ile serinlendik. Hem de bir gün sonra, bizim de bir cumhurbaÅŸkanımız oldu.

Ne diyeyim, o gariban koltuk sevinsin artık!

Haydi hayırlar ola!

Kanal D ve CNN Türk’ten Formula 1 Gafı!

Kanal D ve CNN Türk’ten Formula 1 Gafı!

Formula 1, Türkiye’de ÅŸu ana kadar gerçekleÅŸmiÅŸ en büyük spor organizasyonudur. Bir önceki büyük organizasyon, 2002 Avrupa Basketbol Åžampiyonası’ydı. Formula 1, uluslararsı bir organizasyon olduÄŸu için, bir kıtaya yönelik ÅŸampiyonadan tabii ki de daha önemlidir.

Organizasyon önemli olduğu kadar, organizasyonu Türkiye televizyonlarında sunan yayın kanallarının da işlevi oldukça önemlidir. Kaliteli yayın, iyi yorumcular vs. gereklidir.

Ben beÄŸendiÄŸim ÅŸeylerden bahsetmeyeceÄŸim. hani derler ya, beÄŸendiÄŸiniz ÅŸeyleri dostlarınıza, beÄŸenmediklerinizi ise bize anlatınız. Ben bu organizasyonun Türkiye’de 3. kez düzenlendiÄŸi ve 3. kez yayınlandığı için, eleÅŸtirimi buraya yazıyorum.

Tabii ki de, organizasyon dev büyüklükte! DoÄŸan da, hem CNN Türk de, hem de Kanal D’de organizasyonu yayınladı. MüthiÅŸ reklam paraları kazanıldı. Ancak iÅŸin çok komik bir yanı da vardı.

Reklam araları, her iki televizyonda da aynı zamanlarda yapıldı. Yani klasik olarak, aynı yayını iki dost kuruluÅŸ verirse biri canlı olarak verir, diÄŸeri reklam girer. Reklam bittiÄŸi zaman, yayına geri döner ve diÄŸer yayıncı da reklama girer mantığıyla çalışılır. Bu ir yayın ilkesidir. Ancak yapılan amatörlük, çok komik! Bu, – eÄŸer tv yayınları için RTÜK veya Formula 1′in bir kıstası nedeniyle yapılmadıysa- çok utanç verici bir durum. DoÄŸan, TV yayıncılığını beceremiyor, yüzüne gözüne bulaÅŸtırıyor. Yapmış oldukları gayr-ı ahlakî programlar dışında, koskoca organizasyonları, çok büyük amatörlüklerle süslüyorlar. Çok amatörce!

Kanal D genel yayın yönetmenine selamlar!

Eddai

Eddai

Risale-i Nur sahibi Bediuzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Eddai adlı ÅŸiiri, inanılmaz bir ÅŸiir. İlk okuduÄŸum zaman, hayatımda bu denli dokunaklı bir ÅŸiir duymamıştım diye hissetmiÅŸtim.

O kadar hüzünlü bir ifadeyi, müthiş bir ümitle bitiren emsalsiz bir şiirdeki bazı gerçekleri, bir kaç ay önce bu şiir için hazırlanan bir video ile anladım.

Åžiir ÅŸu:

(*) Yıkılmış bir mezarım ki, yığılmıştır içinde

Said’den yetmiÅŸ dokuz emvat (**) bâ-âsam âlâma.

Sekseninci olmuştur, mezara bir mezar taýş.

Beraber aÄŸlıyor (***) hüsran-ı İslâm’a…

Mezar taşımla pür-emvat enindar o mezarımla

Revanım sâha-i ukba-yı ferdâma…

Yakînim var ki: İstikbal semavatı ve zemin-i Asya

Bâhem olur teslim, yed-i beyza-yı İslâm’a.

Zira yemin-i yümn-ü îmandır

Verir emn-ü eman ile enâma…
__________________________

(*) Bu kıt’a, onun imzasıdır.

(**) Her senede iki defa cisim tazelendiği için iki Said ölmüş demektir. Hem bu sene Said yetmişdokuz senesindedir. Herbir senede bir Said ölmüş demektir ki, bu tarihe kadar Said yaşayacak.

(***) Yirmi sene sonraki bu ÅŸimdiki hali, hiss-i kablelvuku’ ile hissetmiÅŸ.

Manidar çok şey var bu şiirde. Örnek olarak 80 yaşında vefat edeceğini hissetmiş ve gerçekten de öyle olmuş.

69 yılında çıkan meşhur Salname adlı eser, millyetçi-muhafazakar-dindar bir kaç kişi tarafından çıkarılmış bir eserdir. Bu eser, 69 yılının yıllığı tarzında çıkarılmış olup, eserin son sayfasına bu şiir konulmuş ve şöyle denilmiştir.

Kısa bir yorum: Nâzmı andıran bir vezin, nesire benziyen bir nâzım üslubuyla söylenmiş şiirde yarım asra kadar yakın bir zaman önce ve bugüne ait bir çok hakikatlar haber verilmiş, müjdeler sunulmuş. Eddâî, hem mana hem kendine has özelliği cihetinden bir hatırayı yâd için teberrüken neşredildi.

Diyecek bir şey yok. Müthiş bir şiir. Her okuduğumda kendimden geçerim.

Dr. Rıza Nur. Hayat ve Hatıratım

Dr. Rıza Nur. Hayat ve Hatıratım

Bir zamanların yasaklanan, ancak gizli gizli onbinlere ulaÅŸan kitabı, bir Cumhuriyet bürokratının Hayat ve Hatıratım adlı kitabı. Kitabın sahibi, Lozan’da ve Cumhuriyet kuruluÅŸ yıllarında önemli görevler üstlenen Dr. Rıza Nur.

Dr. Rıza Nur, bu 4 ciltlik eserinde inanılmaz ÅŸeyler yazmış. Gerçekten ÅŸaşılacak ÅŸeyler. Atatürk’le arasının bozulduÄŸu konuları yazmış. Atatürk ve İsmet PaÅŸa hakkında epey ÅŸey yazmış. Hatta onların cinsel yaÅŸamlarına kadar!

Kitap, önemli şeyler ihtivâ ediyor. Tarih meraklılarının bir çoğunun bu kitabı çoktan okuduğundan eminim. Çünkü önemli bir kitap. Gerçekleri su yüzüne çıkaran bir kitap.

Kitapta Lozan heyetinde bulunan Rıza Nur, İsmet Paşa işin şunları söyler:

Lozan, Türk zaferinin bedeli deÄŸildir. Eksiktir, noksandır, kusurludur. Oluk gibi akan Türk kanı ve zafere baÄŸlanan Türk ümidinin karşılığı olmamıştır. İsmet’e beÅŸ on defa söyledim: “Bu muahedeyi yaptık. Bunda türlü gayeler vardır. Muahedenin tatbikatının bu gayelere doÄŸru fiilen yürütülebilmesi için “muahedenin tatbikatı komisyonu” diye bir komisyon yap. Bir de bu gayeleri gizli olarak yazalım, bu komisyona ver. BaÅŸvekil idi, yapardı, yapmadı. Halbuki bir yıl sonra Yunanistan buna benzer bir heyet yaptı.”

Dedim ya hayretler içinde okunacak bir kitap. Yukarıdaki alıntı, kitapta yer alan belki de en hafif cümlelerdir. Daha neler var neler. Şaşılacak, inanılmayacak şeyler.

Rıza Nur, bir zamanlar yaşanılan kara perdeleri, kendi hayatında yapmış olduğu sapıklıkları dahi dile getirerek çok açıkça ve samimice yazmış.

Kitap, Türkiye’de bir zamanlar yasaklanmış. Ancak, yasak olmadığı sırada onlarca kiÅŸi tarafından satın alınmış, okunmuÅŸ. 4 ciltlik kitap, ÅŸimdilerde Türkiye’de satılıyor. Bir çok yerde fiyatı 40 YTL.




Son Eklenenler

RSS

Kategoriler



Veri Tabanları



Arsiv








website counter