Çarşamba’dan Cuma’ya kadar iki gün için, iş icabı, Kahramanmaraş’taydım. İstanbul’dan Kahramanmaraş’a direkt uçak seferleri olmadığından dolayı, on beş saatlik uzun bir otobüs yolculuğundan sonra Maraş’a varabildim.Kahramanmaraş’a geçen yaz da gitmiştim. O seyahatimde, Maraş’ta bir gün kalmıştım. Maraş’ı pek büyük bir yerlerşim merkezi olarak görmemiştim. Ancak, yanılmışım.
Önceki seyahatimde, Belediye Başkanlığı’nda işlerim olduğu için, sadece Belediye’nin bulunduğu caddeyi gezmiştim. Ve, “muhtemelen buranın ana caddesi budur” diye düşünmüştüm. Tabii, o zaman gezmeye vaktim de yoktu. Bu nedenle, Maraş’ın merkez caddesinin, Belediye caddesinden yaklaşık üçyüz metre yukarısında olduğunu yeni öğrendim.
Kayseri’yi bilirim. Oraların en büyük yerleşim merkezlerinden biridir. Ancak, Kahramanmaraş merkezinin bu kadar büyük olduğu hiç aklıma gelmemişti. Önce ana cadde ve ilerisinde de Kıbrıs Meydanı denilen mevkiileri, gerçekten çok büyük. Orada kendinizi Osmanbey’deymiş gibi hissedebilliyorsunuz. O derece büyük. Aklınıza gelen her marka, Maraş’ın ana caddesinde mağaza açmış. Ayrıca, finans bakaları da dahil olmak üzere, hemen hemen her banka da Maraş’ta mevcut.
Maraş^ta ki bir güzel özellik ise, yolların çok geniş olması. Merkez caddedeki yollar üçer-dörder şeritli. Hiç trafik kargaşasına rastlamadım.
Kahramanmaraş’ın kötü bir özelliği ise, merkezinde park gibi dinlenme alanının pek bulunmaması. Sadece, Valilik binasının yanındaki ufak bir park dışında, başka bir açık oturma alanı görmedim.
Ramazan ayında olduğumuz için; pek de, “Buranın nesi ünlüdür, ne vardır, ne yoktur” diye gezemedim Maraş’ı. Tabii ki, dondurmasının meşhur olduğunu biliyordum. Ancak, onun dışında iftar hariç, hiç bir yerde oturamadım. Gezmeyi de pek canım istemedi tabii.
Kahramanmaraş’ın geçen yazdan bir farkı da, şehirdeki insanlar. Geçen yaz gittiğimde, Sütçü İmam Üniversitesi’nin sevgili gençleri, memleketlerinde olduğu için bir mütedeyyinlik, bir güzelli havası vardı Maraş’ta. Ancak, şimdi Ekim ayında gittim ve şunu gördüm ki, Maraş’ı da üniversite bozmuş. Ekim ayında olmamıza rağmen, Maraş’ın genç üniversite öğrencileri, giyim ve kuşamlarında, Maraş halkına herhengi bir saygı göstermediklerinden, Maraş’ın merkez caddesinin, Taksim Meydanı’ndan pek bir farkı yoktu. Hem de Ekim ayında, insaf yani!
Ama şunu da söylemeliyim ki, Ekim ayında, inanılmaz bir sıcak vardı. Sıcak altında beynim adeta kaynadı. Maraş’ta bir oraya bir buraya koşuştururken, oruçlu olmaktan dolayı, fiziken epey sarsıldım. Başım döndü. Ancak, Maraş merkezinin kuzeyindeki camiide, öğlen ve ikindi namazlarında kendime gelebildim.
Maraş’ın merkez caddesinde bir camiinin olmaması da, gerçekten şehre güzel bir hava vermiyor.
Kahramanmaraş’ta karasal iklim bulunduğu için, sıcaklığın otuz derece civarı bulunduğu gün içindeki koşuşturmalarım esnasında, hemen hemen hiç terlemedim. Maraş’ın denizle bağlantısı olmaması, nem oranını da oldukça düşürmüş. Konuştuğum bazı Maraş yerlileri, son senelerde Maraş’ın dört bir tarafına yapılan barajlar nedeniyle nem oranında bir miktar artış olduğunu söylediler. Ancak, İstanbullu olmaktan kaynaklanıyor herhalde ki, Kahramanmaraş’ın 35 derece sıcaklığında ki nem derecesi, bana hiç de yüksek gelmedi. Hatta, İstanbul’a döndüğümde, 4. Levent’e gelene kadar geçen on beş dakikada, ter üzerime yapıştı, Maraş’ta o onbeş dakikayı hiç yaşamadım. Bu nedenle, “Maraş’ta yaşamak varmış be” dedim. Eee ter olacak ki, deodorant firmaları da, koltuk altı kremcileri de para kazanacak nasıl olsa !
Kahramanmaraş’ta akşam iftarı açtım. Gerçekten hoş bir lokantadaydım. Maraş’a gelene kadar uğradığımız dinlenme tesislerindeki kazık ötesi fiyatlarla yaptığım, iftar ve sahurların aksine, bu Maraş lokantasında su, ekmek gibi yemekte insanın ihtiyacı olacağı temel gıdalar yemeğin yanında ücretsiz. Fiyatlarda oldukça ucuz. Böyle olunca, insanın yiyesi de gelmiyor değil yani!
Bir seyahatte böyle geçti. Benim için iyi geçmesine rağmen, bu seyahat sonucu, işten ayrılma kararı aldığım için, orucun da etkisiyle, bugünlerde üzerimde oldukça bir durgunluk oluştu. Olsun, hayat devam ediyor. Önemli olan, verilen her karardan, atılan her adımdan sonra, bir şeyler kazanabilmektir.
Benzer postalar Sayfa 3

Ben de nerdesin diyorum. İştesin telefon açamıyoduk ama neyse
Maraş’ta camii var ya biraz merkez dışında ama var yani lütfen bir daha gittiğinde daha iyi gez orayı