Risale-i Nur’da 13. Şua’da Hüsrev Ağabey, mektubunda diyor ki;
“Daha sonra başka bir gazetede, tamamlayıcı ve hayret verici şu malumatları gördüm: “Zelzeleden evvel kediler, köpekler üçer beşer olarak toplanmışlar, sessiz olarak, düşünceli gibi alık alık birbirine bakarak bir müddet beraber oturmuşlar, sonra dağılmışlar. Gerek zelzele olurken ve gerekse olmadan evvel veya olduktan sonra bu hayvanların hiçbiri görülmemiş; kasabalardan uzaklaşarak kırlara gitmişler. Bir garibi de şudur ki: Bu hayvanlar isyanımızdan mütevellid olan başımıza gelecek felaketleri, lisan-ı halleriyle haber verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz” diyerek taaccüb ediyorlar.
İşte Bediuzzaman’ın uzun senelerden beri “Zındıklar Risale-i Nur’a dokunmasınlar ve şakirtlerine ilişmesinler. Eğer dokunurlarsa ve ilişirlerse yakınında bekleyen felaketler, onları yüz defa pişman edecek” diye Risale-i Nur ile haber verdiği yüzler hadisat içinde işte zelzele eliyle doğruluğunu imza ederek gelen dört hakikatlı felaket daha… Cenab-ı Hak bize ve Risale-i Nur’a taarruz edenlerin kalblerine iman, başlarına hakikatı görecek akıl ihsan etsin. Bizi bu zindanlardan, onları da felaketlerden kurtarsın, amin !”"
Hattat, Hafız Hüsrev Ağabey’in bu mektubundan sonra konuşmak dahi istemiyorum. Herşeyi olanca gerçekliğiyle anlatıyor zaten, rahmetli Hüsrev Ağabey. Hatta, Üstad, mahkemede Risale-i Nurlar’ı savunurken olan zelzeleler neydi. Onlarda mı kendi kendilerine, anlamsızdı. Bunu kimse söyleyemez. Çünkü, o andaki hakimin korkusunu, bütün oradaki şahitler görmüş.
Zelzele, Allah tarafından çeşitli nedenlerle gelir. Bu sadece İslam’da değil, Hristiyanlık ve Yahudilik’te de böyledir. 17 Ağustos, bizim yapmış olduğumuz günahların, ahlaksızlıkarın cezasıdır. Eeee, kurunun içinde yaş da yanacak tabii. 17 Ağustos’ta masumlar değil de sadece zalimler ölseydi, o zaman Ebu Cahiller’le, Ebu Bekirler nasıl ayırt edilecekti? Tabii ki de ayırt edilemeyecekti. Zalimlerin başına gelen felaketten, sonra tüm Ebu Cehiller, Ebu Bekirler’in tarafına geçecekti. O zaman nerede kalacaktı Allah’ın adaleti. İşte bu nedenle, zalimin içinde masumda yanacak. Bu, Allah’ın ADL isminin bir tecellisidir.
Hayvanlar bile diyor ki bu depremin sebebi sizlersiniz. Peki 17 Ağustos’ta hayvanların garip hallerini herhalde herkes görmüştür. Sabahlara kadar süren köpek ulumaları, hala kulaklarımızdadır.
Bütün olan bitenlerden sonra, hala daha deprem Allah’ın insanlara bir cezasıdır diyen, Cüppeli Hoca Efendi’yi içeri atıyoruz. Bu Orta Çağ kafası değil de, nedir?
“Yok arkadaş, deprem kendi kendine oluyor. Öyle oluyor bitiyor. Başka bir şey yok” gibi iğrenç lafları edenlerin yarın öbürgün depremde enkaz altında kaldıkları zamanda enkaz altından kurtaracak, yine bizim vatanperver, dindar, imanlı, ihlaslı, çağdaş Türk gençliğidir. İnşallah bari öyle bir şey başlarına gelmeden önce gerçeği anlasınlar. Ve Allah’a kulluğun alternatifi olmayan tatlılığından ve lezzetinden nasip alsınlar.

0 Responses to “Deprem öylesine olur ha !”